Soğutma Büyüsü Aşk Duası

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kuranın Dilini Öğrenmek


lord35
05-08-2009, 10:17 PM
Kuran?ın dili özel bir dildir. Bu dilin mantığı kavranmadan yapılacak ?nesnel? bir okuma her zaman için vahyin ruhuna alabildiğine uzak olacaktır. Bu mantığa yabancı bir Kur?an araştırmacısının en fazla diyebileceği şudur: ?yedinci yüzyıl için bir devrim, fakat bugüne ne kadar da yabancı.? Aradaki on dört yüzyılın Kuran?ı anlamaya çektiği kalın perdeleri yırtabilmek sebat ister. Belli bir süre bu çağa yabancılaşmayı, bugünün yaşam-dünyasından kopmayı mecbur kılar. Bir Mekkeli ya da Medineli nim-bedevi, nim-medeni olmayı ister. Kendini bazen Resulullah?ın yerine koymalı, ayetler senin kalbine inmeli. Bazen sahabe olmalı ve Resulullah?tan dinlemeli. Ve bazen bir müşrik ya da Ehl-i Kitab?ın Peygamber?e baktığında ne hissettiğini anlamalı. Buram buram o toprakları, o kültürü hayalinde yaşamak gerekir. Ve hepsinden öte, konuşanın Allah olduğunu hep hatırlamak.
Defalarca, defalarca, kafayı duvarlara vura vura, vahyi kalbine sokana kadar okumaya devam etmek. Ve şeytanını yanında taşımalısın. Yirmi birinci yüzyılın çocuğu olan aklın seninle gelmeli ve edindiğin birikimin hep sormalı: ?iyi de bunun bugünle ne alakası var?? Samimiyetine güvendikten sonra hiçbir soruyu bastırmamalısın. Üzerine üzerine gitmelisin, sebatı elden bırakmadan. ?Cevabını bilmiyorum, ama bulacağım.? En ümitsiz anlarında dahi bu güveni asla bırakmamalısın. Ve ufukların açıldığını göreceksin. En yıkık anlarında kalbine bir şey doğacak ve ?işte bu, işte bu! Ne kadar da basitmiş? diyeceksin. Bu ümitler ve sarsılışlar ve kalbe doğan cevaplar. Bir süre sonra vahye güvenin güçlendikçe güçlenecek ve yirmi birinci yüzyıldan misafir getirdiğin şeytanına artık ürkmeden saldıracaksın. Onu esir almak ya da katletmek için değil... O soru sormaya doyup ?amentü? çektiğinde ve sen artık bu çağa döndüğünde, bu çağla savaşında o senin has yaverin olacak. O önce gözünde değersizleştikçe değersizleşecek, sen bir yedinci yüzyıl adamı olduğun zaman. Fakat seyahat amacına ulaştığında, sen geri dönmeye karar verdiğinde, aldığı cevaplardan sarhoş olmuş aklının, seni Allah?a muhatap kılan parçan olduğunu keşfedeceksin.
Kuran?ın dili çok özel bir dildir. O tek gerçek Sultan?ın kendine muhatap kabul ettiği kuluyla konuşmasının dilidir. Bilimin dilini dışlamaz. Tarihçinin mantığıyla çatışmaz. Hukuk dilinin alternatifi değildir. Kuran bu ?paradigmalar?ın, bu dil oyunlarının bahsettiği şeylerden bahseder. Fakat bunu farklı bir dille ifade eder. Kuran için gaye, kulların Allah?la ilişkisinin doğru temelde tesis edilmesidir. O sadece doğaya bakışın, tarih ve toplumu irdeleyişin, insanın yaşama düzeninin Allah canibinden nasıl görüldüğünü anlatır. Seçilen dil belki de tamamen bu gaye için seçilmiştir. Bilimi, tarihi-toplumu, ve hukuk sistemini inşa etmek insana bırakılmıştır. Kuran?la bu sahalar arasında eğer sanal bir çatışma varsa, çatışma ya bu saha erbabının kendi alanının sahasını taşıp Allah-insan ilişkisini kendince tesis etmeye çabalamasından doğar (metafizik yapmasından) ya da ehliyetsiz alimin farklı dillerde ifade edilen ve aslında çelişmeyen hakikatlere sathi bakışından.
Kuran?ın dili çok özel bir dildir, ve ancak bu diliyle anlaşıldığına evrenseldir. Ve bu dil, bir kez anlaşılınca, o her şeyiyle evrenseldir. İnsana dair hiçbir şeyi eksik bırakmamış ve bazen bir sürenin bütününde beliren, çok sefer pasajın (hizbin) içinde aşikar görünen, tek başına bir ayette yıldız gibi parlayan ve bazen bir harfte saklanmış gaye anlaşıldığında ona birey olarak ve dünya toplumu olarak gerçek özgürlüğü tattırma keyfiyetine sahip yegane kelamdır, Allah?ın kelamı. Fakat bu evrensellik asla bir anayasa metni gibi, zaman-mekan üstü bir dili olan, soyut ve yoruma kapalı bir evrensellik değildir. Bir anayasa tam da bu nedenle evrenselliğini yitirir. Anayasa zaman-mekanın dondurulmasıdır. Ve o özel dondurulmuş zaman-mekan eskidiğinde anayasa da eskir. Fakat Kuran, zaman ve mekanın içinde bir evrenselliktir. O hep yaşamın içinde konuşur. Bir taş kadar somut olayı kendine malzeme yapar ve gayeyi öyle anlatır. Bunun için Kuran?ın evrenselliğini yakalamak vahyin indiği tarihi her şeyiyle hissedebilmeyi gerektirir. Yedinci asır, bir somutluk olarak kayıtlarla bağlıdır. Yedinci asrın bilmedikleri, kültürel ve sosyo-ekonomik farklılıkları, kadın erkek ilişkilerinin nitelikleri, vs. vs. Belki hepsi farklıdır, Hicaz bir global toplum prototipi olsa bile. Fakat farklı niteliklerdeki atomlardan bir toplum yaratmanın adı olan Asr-ı Saadet?te, her asır ve her kültür kendine hitap eden beyanı bulacaktır Kuran?da. Ve bu Kuran?ın kalbinden çağa atılan sahih yorum oklarıyla başarılır. Çünkü Kuran?ın kendisi, sahih yorumu kendi evrenselliğinin şartı olarak sunmuştur: ?Bunları akledesiniz, üzerinde düşünesiniz diye indiriyoruz.?
Evet, Allah hiçbir önemi ve niteliği olmayan, henüz mayalanmamış yedinci yüzyıl Hicaz toplumunu kelamıyla mayalamış ve hakkı ve adaleti arayan ve mesaj kendisine ulaşmış her insan için bir eğitim yeri kılmış, böylelikle Asr-ı Saadeti, insanlık şahs-ı manevisinin kalbi kılmıştır. Misafirliğini tamamlayan yolcu yirmi birinci asra döndüğünde Kuran?ın nasıl da bu çağla canlı kanlı konuştuğunu gördüğünü hayretler içinde kalacaktır. Ve çağa meydan okuyan bir Muhammed olmak için gerekli bütün gücü vahyin ışıltılı güneşinde bulacaktır. O an, Kuran?ın sadece yedinci asır Hicazına değil kendi asrına da, sadece Resulullah?ın kalbine değil, kendi kalbine de nüzul ettiğini görecektir. Fakat Kuran?ın dili çok özel bir dildir ve bu dili öğrenmek sebat gerektirir. Zira araya on dört asırlık demirden perdeler inmiştir. Perde yırtıldığında bu dilin aslında ne kadar basit, temel ve Allah?ın insanla konuşmasının gerçek dili olduğu görülecektir. Demek istediğim, Kuran?ı bugün bile yeni nazil oluyormuş gibi okumak hâlâ mümkündür. Ama bu sebat gerektirir. Çünkü Kuran'ın dili özel bir dildir.